Atsız’ın Türk genci tanımıyla günümüz kuşakları ne kadar örtüşüyor?

“Bize Turkuvaz salonlarında hocalarına kasidekâr nutuklar söyleyen genç lazım değildir. Köye inen, fışkı ve toprak kokularına alışkın nasırlı köylü eli sıkacak, onu bıkmadan dinliyecek genç lazımdır.

Bize yalnız dansetmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve âşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur. Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lâzımdır.

Bize bir gençlik lâzımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın.”
Nihal ATSIZ, Atsız Mecmua, 15 Nisan 1932, Sayı: 12

Diyen Atsız geniş fikriyatının yanı sıra geleceği görme meziyetini üzerinde çok iyi taşıyan bir düşünürdür.

Cevap yaz



    Görüyorum ki günümüz gençliği bu tanımların çok çok uzağında, henüz daha toprağı avuçlarınının içerisinde hissedemeyenler kokusunu içine çekemeyenler üzerinde sadece tepinmekten anlamaktalar. Teşbihte hata olmaz. Zamane gençleri göğün maviliğine değil çok ses çıkaran yanardönerli gelip geçici bir heves olan havai fişeklerin anlık parlaklığına aşık.

    Aycan on 9 Mayıs 2015 yazdı.
    Cevap yaz

    Suçlamaya gençlikten değil eğitimcilerden başlamak gerekir. Değerlendirmemizi Atsız’ın yukarıdaki alıntısında belirtilen “cehalet,riya, dalkavukluk” ölçütlerini değerlendirerek yapalım.

    Cehalette etkin faktör eğitimcidir. Eğitimcisi olmayan veya yetersiz eğitimcisi olan kimse cahil bırakılabilir. Mağaradan çıkan adamı cahillikle suçlamak gereksizdir. Çünkü kendisine cehaletini aşması için eğitimci tarafından bir fırsat sunulmamıştır.

    Toplumda cehaletin nedenleri arasında en önde gelen olgu gençlerin önceki kuşak tarafından bir eğitim, görgü, erdem mirasına varis bırakılmamasıdır. Eğitimimizde temel sorun birkaç kuşağın bozukluğudur. Bu bozuk halkalar, zinciri koparmıştır. Zincirin koptuğu aşama ise bence Atatürk’ten İsmet İnönü’ye geçiş dönemidir. Eğitim öncelikle devlet tarafından sağlanmalıdır. Eğitimde baskın unsur devlettir. Ancak bu eğitimin kaliteli olmasını temin etmek için devletin denetçi kurumlara ihtiyacı vardır. Bu denetçi kurumlarsa bürokrasinin dışında bulunan sivil toplum örgütleridir.

    Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin etkililiğine en önemli örnek Türk Ocaklarıdır. Türk Ocakları hem Meşrutiyet döneminde İttihat Terakki hükümetinin hem de Cumhuriyetin ilk yıllaarında CHP hükümetinin denetçisi konumundaydı. Türk Ocakları eğitim anlamında hem devlete yardımcı hem de denetçi işlevlere sahipti. Türkiye’nin en önemli aydın birikiminin, meşrutiyet ile cumhuriyetin ilk yılları arasındaki bu yirmi yıllık süreçte ortaya çıktığını görüyoruz. Türkiye bu yirmi yıllık süreçte en büyük eğitim başarısını göstermiştir. Maalesef CHP’nin 1931 yılında Türk Ocaklarının CHP’ye ilhakını dayatmasıyla bu denetçi kurum ortadan kalkmıştır. Bu da eğitime zarar vermiştir. O dönemin CHP’si Türkçü olduğu için bu eksiklik pek hissedilmemiştir ancak unutulmamalıdır ki demokrasinin zaaflarından biri de sürekliliğinin olmamasıdır.

    Değişen hükümetlere göre eğitim zihniyeti de değişebilir. İnönü hükümeti ve sonraki Türkiye hükümetleri eğitimi ucuzlatmış, laçkalaştırmış, eğitimin kalitesini ve milliliğini düşürmüştür. Tabii burada bir demokrasi yergisi yapmıyorum. Türkçü geçinen aptallar gibi demokrasi düşmanlığı edebiyatı yapmak bize bir şey kazandırmaz. Demokrasinin zaafı sürekliliğin olmamasıysa avantajı da denetçi kurumlara sahip olmasıdır. Biz yönetim sistemimizde bu denetçi kuruluşların etkisini arttırmalıyız. En kaliteli eğitim, şuurlu demokrasi rejiminde olur. Atsız’ın da taraftarı olduğu şuurlu demokraside denetçi kurumlar önemli yer tutar. Bunu görmek isteyenler Atsız’ın Türkçüler Derneği tüzüğünü okuyabilir. Dernek de sonuçta devletten daha küçük olan bir kurumsal yapıdır. Atsız, bu kurumsal yapıda denetçi birimlere geniş yetkiler vermiş ve denetçiliğinin önemini vurgulamıştır.

    Genel eğitim sorunundan çıkarak Türkçülerin eğitim sorununa gelelim. Türkçü gençlerin eğitimsizliği de vahim bir durumdur. Bunun nedenlerinden birisi de Türkçü örgütlerin başında bulunan veya yönetiminde yer alan kimselerin de eğitimsiz olmasıdır. Çoğunun gençlere aktaracak bir eğitim birikimi yoktur. Tanık olduğumuz Türkçülük 2000’li yıllar Türkçülüğü olduğu için ondan örnek verelim. 2000-2010 arası dönemde forumlar etkin olduğu ve örgütler fazla çoğalmadığı için Türkçülüğe yönelen gençler genellikle forumlara girerek işe başlıyordu. Forumlarda uzun yazı formatında bilgilendirici yazılar paylaşıldığı için, forumların formatı kısalık üzerine kurulan facebook/twitter/instagram’dan daha farklı olduğu için gençler bol bol okumaya ve öğrenmeye fırsat buluyordu. Şimdilerde ise etkin sosyal medya alanları olan yukarıda saydığım üç sitenin kısa ve sloganvari formatı gençlerin bilinçlenmesini engelliyor. Bununla beraber çoğalan Türkçü örgütler ve çoğunun başında ehliyetsiz kişilerin olması nedeniyle de gençlerin uzun uzun Atsız’ın kitaplarını okuyup kendini eğiterek Türkçülüğe girmesi gerekmiyor. Facebook’tan Atsız’ın birkaç parlak sözünü okuyup bundan etkilenen genç, en yakınındaki Türkçü örgütle irtibat kuruyor. Türkçü örgütlerde de eğitimden ziyade eylem fetişizmine ve goygoya önem verildiği için bu eğitim eksikliğini gideremiyor. Böylece de aptallık salgın bir hastalık gibi Türkçü çevrede yayılma alanı buluyor.

    Riya ve dalkavukluk da ciddi sorunnlardır. Gençlerin izlediği filmler, diziler; okuduğu kitaplar ve sosyal çevresi onları bu riya ve dalkavukluğa itiyor. Üniversitede dün her tuttuğunu maklubeye çağıran fetullahçı öğrencilerin fetullah-tayyip geriliminden sonra ortadan kaybolması ve eski lideri fetullah’a en ağır hakaretleri etmesi bu genel riya ve dalkavukluğa bir örnektir.

    Riya ve dalkavukluk maalesef Türkçü gençlerde de var. Halbuki en olmaması gereken yer Türkçülüktür. Riya ve dalkavukluğu teşvik eden de yine Türkçü örgütlerdir. Türkçü örgütlenmelerin kurumsal bir yapıya sahip olmaktan ziyade çete örgütlenmesi tarzında olması, örgüte bağlılığın program ve hedeflerden ziyade başkan ve adamlarına duyulan sevgiye göre olması dalkavukluğu tetikliyor. Türkçü örgütler arasındaki saçma sapan birlikte hareket etme anlaşmaları ve sonrasında çıkar kavgalarıyla ayrılmaları, birbirinin ardından bazen en ağır ithamları ve aşağılamaları yaparken bazen de kitleden veya o günkü basit stratejiden kaynaklanan yalancı dayanışmacı birlik gösterişi de Türkçü gençleri riyaya itmektedir.

    kindarmeddah on 9 Mayıs 2015 yazdı.

    Söyledikleriniz tamamına katılıyorum fakat gençleri bu sorunun oluşumu dışında tutmak kangren olan bacağın kesilip atılması gibidir, eğitim sistemi özellikle son dönemlerde bataklıklarda gezinmekte, bunun içinde çırpınan buna alet olmayan insan sayısı eğitimci ve öğrenci olarak çok az. Devletten bunu düzeltmesini beklemek Türkiye’de fok balığı yetiştirilsin fikrini öne sürmek kadar saçmadır. Gençler iki yüzlüdür, gençler gel diyenin peşinden gitmektedir ve en mühimi de ahlaksızlaşma yolunda hızlı adımlarla sürüklenmektedir bilinmeyene doğru. Bunları engellemek için şu dönemde toplu olarak yapılabilecek herhangi bir şey yoktur malesef. Herkes kendi payına düşeni almalı bir iki de olsa sayıca az genci bilinçlendirmek için yola koyulmalıdır. Şu devirde her bilinçli Türk en az iki üç genci kurtarsa bu büyük bir zaferdir kanımca. Başka bir çıkış yolu bulamıyorum bu konuda.

    on 9 Mayıs 2015.
    Cevap yaz

    Günümüz gençliği dahilinde olan ve 20 yaşında bir Türk olarak soruyorum.
    Bu durumdan ben de ciddi rahatsızlık duyuyorum ancak ne yapılmalı.Merak ettiğim düşünceniz budur.

    Tatarbala on 9 Mayıs 2015 yazdı.

    Bir eğitimci olarak şu dönemde Türk Milli Eğitim sisteminin Türkler var olduğundan beri en kötü seviyede olduğunu söylersem bir kusur işlememiş olurum bundan ötürü gençlerin erdem ve haysiyet çerçevesinde yetişebilmesi şu anda Türk eğitim sistemine bırakılamayacak kadar mühim bir meseledir.  Genç yetişkin biriyim ve gençlik zamanlarımda Kindarmeddah’ın da dediği gibi faşizme prim veren oluşumların Türkçülük yaptığını sanıyor ve bu yolda bilinçsiz bir şekilde ilerliyordum. Ne zamanki Atsız kitaplarıyla buluştum, Ziya Gökalp’ten, Gaspıralı ve nicelerinden haberdar oldum ve okumaya başladım ki bende çok büyük değişiklikler oldu.  Arkadaş çevresininTürk gençlerinin yaşam şeklini büyük ölçüde etkilediğini düşünüyorm bu konuya dikkat edilmesi gerek kesinlikle. Popüler kültür her daim kurbanlarını arar bunlar en kolayından gençlerdir, ahlaksız ve yalnız maddi güzellik ve kazancı iyi gösteren programlar ve türevlerinin tutmasının en önemli nedeni budur. Okumalı, dinlemeli ve yararlı olan şeyleri izlemeliyiz bunları yapabiliyor isek şu 2010’lu yıllarda çok şeyi başarmışız demektir. Çünkü bu dönem kişiyi yutmak için gösterişli cafcaflı karadelikler hazırlamakta attığımız her adımın altına, ayık olmalı, gözümüzü açmalıyız.

    on 9 Mayıs 2015.
    Cevap yaz



  • Yorum yaz

    Türkçü Sözlük kurallarını kabul ediyorum.