Türk Töresinde Hatun/Katun’un Yeri

Günümüz dünyasında bir feminizm furyası almış yürüyor, sizlere soruyorum o değerli varlıklar kadınlarımız, analarımız, bacılarımız atalarımızın gözünde değerleri neydi. Dünya sahnesinde ilk andan beri var olan bizler, eminiz ki bu perde kapanana kadar da var olacağız. Yaptığımız savaşlar verdiğimizi yıkımlar, dünyayı değiştiren antlaşmaları nasıl yaptık, bu kudreti töreyi nasıl sağladık hiç düşündünüz mü ? Basit bir tümce açıklıyor aslında bu sorunun yanıtını ”Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır ” Atalarımız her şeyi mertçe, hakkın hakkıyla yapmıştır. Bu bilinçlerini ise aile kurumundan öğrenmişlerdir. Er savaşa gittiğinde o aslan parçası balaları, eli toprak kokan analar yetiştiriyordu. Onlara atalarının hikayelerini anlatıyor, kültür denen kutlu şeyi öğretiyorlardı. Babaları gibi dik durmayı, töreyi yüceltmeyi öğretiyorlardı. Bir savaşçı edasıyla ata  binmeyi, korkak bir çinli tümeninden nasıl daha mert ve cesur olmayı öğretiyorlardı. Tanrı onları o kadar kutsal bir görevle yüceltmişti ki sağlıklı Türk nesillerini yetiştirmek, onlara ataları gibi olmayı öğretmekle hükümlü kılmıştı. Bir Türkün 1 tane eşi olurdu, çöl faresi araplar gibi zevkine düşkün 4-5 kadınla beraber olmazlardı. Onlara paçavra gibi davranılmazdı, katun değerliydi toprak ananın belkide tek sadık hizmetkarı onlardı. Erkek gibi iş görür, yeri geldiğinde bir yiğidin edemediği kelamı onlar ederdi. Hakanın sağında oturur, yeri gelir kurultaya onlar başkanlık ederdi, yeri gelir elçiyi o agırlar hakanın yoklugunu farkettirmezdi. Bu yüzdendir atalarımız eşlerinin değerini şu sözle içselleştirmiştir. ”At, avrat, pusat’

Bugün bize kadın haklarından, medeniyetten bahsedenler önce kendi kökenlerine baksınlar, biz Türkler ne doğanın ruhuna saygısızlık ettik, ne kadınımızı aşağıladık, ne de atalar mirasının takipçisi olmaktan bıktık, bıkmayacağız da !

#Türktöresi  #Hatun   #Katun

Yazıyı şimdi okuyabildim. Gâyet yerinde cümleler ve tespitlerle dolu.
Türk töresinde kadın ve erkeke birbirinin tamâmlayıcısıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur.
Türk töresinde üstünlük ölçütü sâdece kan ve erdemliliktir.

on 11 Mayıs 2015.

Saol andam 🙂

on 11 Mayıs 2015.
Cevap yaz



  • 10 Yorum

    Çok güzel bir yazı olmuş. Kadına değer vermeyi araplardan kazanıldığına inanan(!) ahmaklara sert bir şekilde öğretilmesi gereken gerçekler işlenmiş. Güzel yazılarının devamlı olmasını temenni ederim. Esen kal.

    Atszata on 11 Mayıs 2015 yazdı.
    Cevap yaz

    Ellerine sağlık andam

    Göktürk on 11 Mayıs 2015 yazdı.
    Cevap yaz

    Helal olsun harika bir yazı olmuş.

    koncuy on 11 Mayıs 2015 yazdı.
    Cevap yaz

    @koncuy, @gokturk   İyi temennileriniz için teşekkür ederim, var olun !

    İşbara Alp on 11 Mayıs 2015 yazdı.
    Cevap yaz

    Akbars IsbarAlp,

    Gönlüne sağlık kardeşim. İş yerinde olduğum için okuyamadım. Akşam okuyup dönüş yaparım.

    Erdemlilik on 11 Mayıs 2015 yazdı.

    Fikrinizi bekliyorum sabırsızlıkla.

    on 11 Mayıs 2015.
    Cevap yaz

    Andam gene döktürmüşssün, emeğine sağlık.

    Pars on 11 Mayıs 2015 yazdı.

    Sağol kanım.

    on 11 Mayıs 2015.
    Cevap yaz

    Çok yerinde ve iyi bir yazı olmuş,okunmalı okutulmalı.

    tomriskatun on 11 Mayıs 2015 yazdı.

    Teşekkür ederim.

    on 11 Mayıs 2015.
    Cevap yaz

    Oğuz Kağan’ın eşleriyle tanışmasından ve anası hakkında söz edilenlerden bile Türk kadınına atalar devrinde ne kadar önem verildiğini anlamaktayız. Oğuz ata bir eşine günden daha aydın ışıklar içinde gökten inmiş vaziyette, diğer eşine ise kutup yıldızından daha parlak bir biçimde ağuç kavuğunda görüp sevdalanır, atamızın anası olan Ay Kağan ise Oğuz’u doğururken gözlerinin parlaması ile muştu salar dört bir yana. Bu anlatımlarda da görülmekte ki Türk evladını doğuran her kadın Tanrı’dan gelen kutlu bir dilek, bir armağan olarak kabul edilmekte.  Deli Dumrul’a anası babası canını vermez de evdeşi hiç düşünmeden Dumrul için Azrail’e tinini vermekten öte durmaz. Destanlarımızdan, hikayelerimize kadar da görmekte ve hissetmekteyiz ki hatun olmadan er erliğine kavuşamaz, er oldum diye yüce dileğe ulaşamaz, güzel sevmeyince yiğit olmaz, yiğit görmeyince güzel, gönle kurulmaz.

    Aycan on 11 Mayıs 2015 yazdı.
    Cevap yaz

    Cahiliye devri Araplarında, kadının kocası yanındaki değeri, alınıp satılan bir maldan farksızdır. Arap erkeği adet zamanında kadınla bir arada oturmaz, onunla yiyip içmezdi. Aynı dönemde yine burada kadının miras hakkı yoktu. Oysa Türk kadını miras hakkına sahiptir. Mesela; Yakutlarda kadının kendine ait mülkü mevcuttur. Buna “and” veya “nemse” adı verilir. Kadının bunu istediği gibi kullanma hakkı vardır. Ölen bir kocanın karısı var ise; bunun mirastan iki hali olur.1. Kocanın oğlu veya kızı, oğlunun oğlu veya kızı ile beraber bulunuyorsa sekizde bir,2. Bunlardan hiç biri kadının yanında değilse dörtte bir miras alırdı. Aynı dönemlerde kadınların diğer toplumlardaki durumunu incelemeye devam edelim. İngiltere’de XI. asra kadar kocalar karılarını satabilirdi. Hiristiyanlar ise; kadına şeytan gözüyle bakmışlardır. Yine İngiltere’de kadın “murdar” bir varlık sayıldığı için İncil’e el süremiyordu. Kadınlar İncil’i okuma hakkına Hanry devrinde (1509-1547) sahip olmuşlardır. İngiliz piskoposu Dour’un 1888 yılında Westminster Kilise’sinde vaaz verirken söyledikleri tüyler ürperticidir..”Bundan yüz sene öncesine kadar kadın erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi. Kocası başının ucuna kocaman bir sopa asardı ve karısı ne zaman emrini tutmazsa onu kullanırdı. Kadının sözü kızlarına geçmezdi. Erkek çocuklar ise; analarına ev içinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi.” Çin’de ise, boşanma hakkı sadece erkeğe mahsustu. Kadının böyle bir hakkı yoktu. Oysa Türk kadını tüm bu haklara sahipti. “Koca karısını, kadında kocasını boşayabilirdi. Koca karısının getirdiği çeyizinin bedelini verirken, kadın para vermek veya mihrinden vazgeçmek suretiyle kocasından boşanabilirdi.” Budizm’in kurucusu Buda ise; ilk başlarda kadınları dinine kabul etmemiştir. Eski Türk kadını, Roma kadınından da fazla haklara sahipti. Roma hukukunda kadın, kendi malına hüküm edemezdi, vasiyet yapamazdı. Roma hukuku kadını ergin kabul etmiyordu. Onu noksan akıllı sayıyordu. Romalı kadın Jüstinyen devrine kadar tam bir esir hayatı yaşamıştır. Roma’da dul kadının evlenmesi suç sayılıyordu. Yine Çin’de yeni doğan çocuk, erkekse pahalı kumaşlara, kız ise bez parçalarına sarılırdı. İran’da kendilerine eş olan kızlar günahkar sayılmışlardır. İran’da kanları bozmamak için yakın akrabalarla evlilik uygun görülmüştür. Bu sebepten anaları ve kız kardeşleriyle evlenenler ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde Cahiliye Araplarının kız çocuklarını diri diri gömmeleri acı bir gerçektir. Kız çocuğa sahip olmak şerefsizlik sayılmıştır.  İşte bu dönemlerde, Türk kızları ve kadınları, toplumun şerefli bir ferdi olarak itibar görmüşlerdir. Türk kadınının böyle ihtişam içinde ve saygı görerek yaşaması Türk karakter ve kültürünün yüksek değerini ifade eder

    ccengizmucuk on 15 Mayıs 2015 yazdı.
    Cevap yaz

    Bugünkü Avrupa ülkelerinde dahi kadına verilmeyen haklar eski Türk toplumunda kadına veriliyordu. Bugün Hangi Avrupa ülkesinde kadın bir ordu komutanı görebiliriz? Bugün dünya üzerinde var olan hangi ırk mensup insan arasından bir Tomris çıkarabiliriz? Hatunun adının geçmediği, mührünü vurmadığı bir anlaşmanın geçersiz sayıldığı töremizde , kadını aşagılayan, diri diri gömüp kadına yalnızca seks objesi olarak bakan arap kültürünü el üzerinde tutan pis beyinleri yok etmek tek çare. Zamanla dili gibi yaşayışıda araplaşan toplum, kadının toplumsal konumunu aşağılara çekti. Islama yapışarak kültürümüze giren arap geleneklerinden arınmalıyız.

    ErkeSolton on 26 Haziran 2015 yazdı.
    Cevap yaz



  • Yorum yaz

    Türkçü Sözlük kurallarını kabul ediyorum.